GİRİT TOPRAĞINI HATIRLATAN OT YEMEKLERİ
..
Girit mutfağını ve Giritlilerin yeme içme alışkanlıklarını diğer Anadolu
mutfaklarından farklı kılan en temel özellik, yabani otlardan yapılan çok
çeşitli yemeklerin varlığıdır. Büyük mübadele sonrasında Anadolu’nun çeşitli
yerlerine yerleştirilen Giritli Müslüman halkın bundan böyle yaşayacakları
topraklarda yeni ve güçlü bir kimlik
oluşturmalarında, mutfak kültürleri büyük rol oynamış en önemli
farklılaşmayı da yabani otların yoğun tüketimi ortaya koymuştur.
Uygarlığının en belirgin temelleri Minoslular tarafından atılan Girit
Adası, Romalılardan Araplara, Bizans’tan Venedik ve Osmanlılara dek birçok
farklı idarenin egemenliği altına girmiş ve âdetleri farklı olan halkların
yüzlerce yıl boyunca önemli yerleşim merkezlerinden biri olmuştur.
Araplardan, Venediklilere, Rumlardan, Musevilere ve Türklere kadar bu
çok farklı kültürler, ana vatanlarından getirdikleri yemek alışkanlıklarını
Girit’teki malzemelerle yeniden biçimlendirmişler,kendilerinden önce adaya
yerleşmiş kültürlerden etkilenirken, onları yer yer değiştirmiş, yer yer
zenginleştirmiş ve kendine özgü bir “Girit
mutfağı” meydana getirmişlerdir. Girit mutfağı, günümüzde benzersiz
beslenme tarzı nedeniyle ilgi toplamakta ve özellikle sağlık alanında her geçen
gün yeni araştırmalara kaynaklık etmektedir.
Girit mutfağını biçimlendiren en önemli etmenlerden biri, kuşkusuz bizzat
Girit adasının kendisidir. 5.5 milyon yıldır var olan bu ada,Akdeniz’de
doğudan batıya uzanan bir hatta yer alırken, Akdeniz ve Kuzey Afrika iklim
özelliklerini gösterir ve kendine özgü bir bitki örtüsüne sahiptir. Tarım
dışında, çok gelişmiş olan zeytinciliğin yanı sıra,
dağlık yapısının elverdiği ölçüde sakinlerine sayısız yabani ot seçeneği
sunar ki, bu otlar ziraatlarının yapılmasına gerek kalmadan doğal ortamlarından
toplanabilen otlardır.
Ayrıca yine coğrafyasının sunduğu olanaklarla deniz ürünleri ve
küçükbaş hayvanlar Girit mutfağının bellibaşlı bileşenlerindendir. Besin
değerleri ve sağlık üzerine yararları açısından oldukça değerli olan yabani
otların, Girit tarzı beslenmenin en önemli unsuru olduğu artık herkes
tarafından bilinmektedir.
Tüm bunlar belki de dünyada benzeri olmayan bir yemek kültürünün
gelişmesine, yüzyıllarca ada sakinlerinin sağlıklı ve uzun ömürlü bir yaşam
sürmelerine ve bu yüzden Girit mutfağının ününün yayılmasına katkı sağlamıştır.
Farklı etnik köken ve dinden gelen ada sakinleri, yabani ot gibi
ortak bir malzemede rahatlıkla buluşmuş ve onlarla çok lezzetli yemekler
yaratmışlardır. Otlardan, kâh çiğ olarak ya da haşlanarak salata yapılır, kâh
zeytinyağlı ya da etli yemekler; veya bazı otlar böreklere iç olarak katılır...
Nasıl olursa olsun, neredeyse hemen her mevsim
Giritlilerin sofralarında mutlaka yabani otlardan yapılmış bir yemek bulunur.
Giritli Türkler topraklarından kopartılırlarken beraberlerinde yeme içme
alışkanlıklarını da taşımışlar ve Girit mutfağının en sadık sürdürücüleri
olmuşlardır. 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması çerçevesinde Yunanistan ve
Türkiye arasında gerçekleştirilen zorunlu nüfus mübadelesi ile Anadolu
topraklarına yerleşen Giritli Türklerin
yaşadığı trajedinin değişik boyutlarının ortaya konulabilmesi için
yapılması zorunlu çalışmalara maalesef çok geç başlanmıştır.
Bırakın Giritli Türklerin yeme içme alışkanlıklarını sürdürme uğruna
yaşadıklarını ve yerli halkın mutfak kültürlerine etkilerini, mübadele ile
ilgili en temel araştırma ve çalışmalara bile ancak doksanlı yıllarda
başlanabilmiştir. 80 yıl önce Anadolu’ya gelen birinci kuşak Giritlilerin
yeme-içme alışkanlıklarında göze çarpan farklılıklar,yıllar içerisinde Girit
mutfağını yakından tanımayanlarca “otları çok ve ayrım göstermeksizin
tükettikleri” yargısına indirgenmiştir.
Giritlilerin çok ot tüketmesi konusunda her vesile ile anlatılan meşhur
inek ve Giritli hikayesi [1]
Giritlilerin ot yemeklerine düşkünlüklerini ortaya koymaya çalışırken,sanki
seçicilikten uzak bir şekilde her gördükleri otu oburca tükettikleri gibi bir
yanlış gözlemi ve bence hafif bir küçümsemeyi de içerir.
Evet, Giritlilerin mutfağı farklıdır; deniz ürünlerini çok tüketmekten,
yemeklerde şarap içmeye, tutku derecesinde yabani ot sevgisine, Müslüman
toplumuna çok yabancı gelen salyangoz yemeye kadar içinde çok sayıda farklılık
barındırır.[2]
Ancak, Türkçe bilmeyen “yarım gâvur” mübadiller, hem de Müslüman
mahallesinde salyangoz pişiren Giritliler, bu yeme içme kültürlerinden
bir kimlik yaratmayı başarabilmişlerdir ki, bu durum diğer bölgelerden gelen
mübadiller ile karşılaştırıldığında başlı başına bir araştırma konusudur.
Topraklarından kendi iradeleri dışında kopmak zorunda kalan Giritli
Türkler, yaşadıkları büyük travmanın etkisini azaltmak istercesine devam
ettirdikleri yemek alışkanlıkları ile Anadolu mutfağının zenginleşmesine
şüphesiz önemli katkılarda bulunmuşlardır.
Anadolu insanının da yemek olarak tükettiği otlar, azımsanmayacak
çeşitliliktedir. Aslında Giritlilerin bu konudaki farklılığı, ot yemeklerine
daha fazla düşkün olmaları bir yana, otları tüketme biçimlerinden ileri
gelmektedir. Girit mutfağını, yabani otların tüketim sıklığı ile anlatmaya
çalışmak yetersiz bir yaklaşımdır.
Asıl önemli olan kendilerine özgü pişirme teknikleri, tüketim
şekilleri ve yabani otlara sofrada verilen değerdir. Anadolu’da yabani ot
tüketimi, bir iki ot istisna olmak üzere, genel olarak kırsala aittir; bu
otların kullanımına mütevazı sofralarda rastlanır; örneğin, çoğu zaman konuğa
ikram edilecek değerde görülmez; oysa parayla satın alınmadan da sofraya
getirilebilecek bu otlar, Girit mutfağında baş köşede yer alır.
Mübadele sonrası özellikle Ayvalık, Cunda, İzmir ve çevresine yerleşen
Giritliler, iklim ve floranın Girit Adası’na benzerliğinden dolayı ihtiyaç
duydukları otları bulmakta daha şanslı olduklarından yemek kültürlerini
rahatlıkla devam ettirebilmişlerdir.
Aynı durum, diğer bölgelere, örneğin İstanbul’a yerleşenler için maalesef
pek söz konusu olamamıştır. Bu da, bazı yemek alışkanlıklarının terk
edilmesine,kuşaklar arasında aktarımında bazı tariflerin unutulmasına yol
açmıştır.
Giritli ailelerin sofralarında yer verdikleri ot çeşitleri,Girit’te
kentten kente bile farklılıklar gösterir: Hanyalıların bilip yaptığı bir ot
yemeği, örneğin Resmo’da ya da Kandiye’de bilinmeyebilir.
Zamanla yerli halkla yapılan evlilikler sonucunda damak tadı ve alışkanlıklar
da değişmiş, aile içinde bazı yemeklerin sıkça yapılmasına, bazılarının ise
unutulmasına yol açmıştır.
Temelde tüketim şekilleri benzeşse de her Giritli ailenin özellikle
severek ve sıklıkla pişirdiği ot yemekleri değişkenlik
gösterebilmektedir.Yabani ot bilgileri çok gelişmiş olan Giritliler, Anadolu’ya
yerleştikten sonra değişik otları da dağarcıklarına katmışlardır. Bugün
Giritlilerin az da olsa sofralarında yer verdikleri ısırgan otu, buna en güzel
örnektir. [3]
Giritliler yabani otları, çiğ olarak veya haşladıktan sonra zeytinyağı
ve limon ekleyip salatasını yaparak, kuzu etiyle ya da etsiz yemek ve börek içi
olarak tüketirler. Anadolu geleneğinde otlar daha çok kavrularak tüketilirken,
Giritliler sıklıkla haşlama tekniğini kullanırlar ya da kuzu eti ile
pişirirler. Yemeği yapılırken otlar tencereye mutlaka çiğden konur. (4]
Birkaçı istisna olmak üzere, otları kavurarak pişirmezler ve
piştikten sonra özellikle salatalarda otların renginin ve şeklinin bozulmasını
sevmezler. Otları orijinal görünümleri pek bozulmayacak şekilde büyükçe
doğranmış olarak pişirir ve haşlandıktan sonra hafif diri kalmalarını tercih
ederler. Girit mutfağında ince ince doğranmış ot
yemeğine ya da salatasına hiç rastlanmaz.
Örneğin turpotu veya radika salatası yapılırken otlar duruma göre en
fazla ikiye ya da üçe bölünür.Otun taze yeşil rengini piştikten sonra da
koruması, Girit mutfağının en vazgeçilmez değerlerindendir. Rengi kararmış bir
ot salatası ya da yemeği, kelimenin tam anlamıyla felakettir, evin hanımı için
utanç kaynağıdır.[5]
Taze yeşil rengi korumak için salatası yapılacak otlar, tencereye su
kaynadıktan sonra atılır ve tencerenin ağzı açık olarak haşlanır. Otlar sapları
pişene kadar tutulur, pişer pişmez süzülerek servis tabağına alınır; zira
saplardan daha çabuk pişen yaprakların şekillerinin bozulması ve özellikle de
erimesi arzu edilmez.
Ot yemeklerine, ıspanak da dahil olmak üzere, asla salça konulmaz
ve bazı örnekler dışında (semizotu, bazı istifno ve çipohorta tarifleri)
domates de konulmaz.
Salça ve domatesin, otların rengini karartması istenmez.
Ayrıca yemeklerde tatları karıştırmayı da pek sevmezler. Bu nedenle karışık
ot hariç, yemekler ve salatalar az bileşenli ve yalındır. Gerek yemeklerde, gerekse
salatalarda baharat, bir iki yemek dışında neredeyse hiç
kullanılmaz.
Bir ot yemeğini ya da en basitinden salatasını ilk kez pişirmek
isteyenlere, Ege pazarlarında mevsimine göre bazı otları bulabileceklerini
hatırlatalım. Her otun ayıklanması, yıkanması, kısacası pişirilmek için
hazırlanması çok da zahmetli değildir. Otları tanımak, otları satan köylülerin
yardımıyla hiç de zor olmayacaktır.
Bir sebzenin tazeliğini ve körpeliğini anlayabilen gözler, otların da
iyisini ayırt etmekte gecikmeyeceklerdir. Ancak İzmir gibi talebin büyük olduğu
yerlerin ot ihtiyacını karşılamak üzere bazı otların ziraatı yapıldığından,
yabani ile ekme otu birbirinden ayırmak biraz zaman alabilir. Kuşkusuz her otun
doğada kendiliğinden yetişeni makbuldür.
Aradaki lezzet farkı, kesinlikle çok belirgindir.
Çocukluğumda İzmir’de sokak aralarında “turpotu, radika” diye
bağırarak gezen “otçu” kadınlardan annemin sık sık alışveriş yaptığını
hatırlıyorum. Zira haftada bir gün pazardan birer pişirimlik alınan otlar bize
yetmez, birkaç gün bile buzdolabında bekletilmeleri arzu edilmez; mümkünse
alındıkları gün tüketilirlerdi. Buzdolabına girmiş ot
pörsüyebilir, renk değiştirtebilir, lezzetini ve besin değerini
kaybedebilirdi.
Çocukluğumda otların çoğaldığı ve çeşitlendiği aylarda pazarlar da
bir başkaydı. Bugün ne yazık ki, pazarlara eskisi kadar çok ot gelmiyor ve arzu
edilen otu bulmak da her zaman pek mümkün olmuyor.Tabii kırlara çıkıp kendi
otunuzu kendiniz toplamanız da diğer bir seçenek…
Haşlanarak salatası yapılan otların başında turpotu ve radika gelir
ve Girit’in hangi bölgesinden olurlarsa olsunlar tüm Giritlilerin tartışmasız
en yaygın tükettikleri otlardandır. Bunların yanı sıra cibez, hardal, helvacık,
koyu yeşil küçük Girit kabakları ile birlikte haşlanarak salatası yapılan
istifnoyu sayabiliriz.
Bu salatalar bol limon ve zeytinyağı ile servis yapılır. Limon ve
zeytinyağı, salata sofraya getirilirken konmalıdır, aksi takdirde haşlarken o
kadar özen gösterdiğiniz otun rengi kararır.
Daha önce de belirttiğim gibi, Girit haşlama ot salatalarında arzu
edilen en önemli özellik, parlak yeşil renkte olmalarıdır. Giritlilerin haşlama
ot salatalarını ılık olarak sofraya getirmeleri de, dikkati çeken bir başka
tüketim şeklidir. Bu nedenle bazen otlar sofraya oturmazdan kısa süre önce
haşlanır ve ılık tüketilirler.
Aynı şekilde Giritliler, zeytinyağlı ot ya da sebze yemeklerini soğuk
değil, sıcak tüketmeyi severler. Bir lokantada buzdolabından çıkartılan ot
haşlamasına itiraz edilmeyebilir ama evde hazırlanan iyi bir Girit sofrasında
otlar dolaptan çıkmamalıdır.
Girit mutfağının en tipik ve önemli ot yemeklerinden biri de
çipohortadır. Mevsimine göre bulunabilen yabani otların bazı eklemelerle bir
arada pişirildiği çipohorta ya da kipohorta(kipos:
bahçe, horta: yenilen yabani ot) zeytinyağlı karışık
bir ot yemeğidir. Köylülerin yine mevsimine göre
sattığı karışık otlar ayrıca kavrularak da tüketilebilirler.
Çipohortayı yapmak için, pazarda köylülerce hazırlanmış karışık otlardan
alıp, içine arzuya göre eklemeler yapmak mümkündür. Örneğin,Hanya usulü
çipohortanın malzemeleri: arapsaçı, ebegümeci, yabani semizotu, kabak çiçeği,
dağ pırasası (yabani pırasa), gelincik, ıspanak (kökleri kırmızı ve küçük olan
dağ ıspanağı), vlita (tilki kuyruğu),
maydanoz, dereotu, Girit kabağı, taze soğan, domates ve 1-2 adet orta boy
patatesten oluşmaktadır.
Bu tarif için köylüler tarafından satılan karışık otun içerisine
mutlaka dışarıdan bazı eklemeler yapmak gerekmektedir. Örneğin kabak
çiçeği, semizotu, yarım kilo karışık ot için bir demet maydanoz, bir demet
dereotu, taze soğanı az ise taze soğan ya da kuru soğan, arzu edilirse ısırgan
otu, arapsaçı ve yabani pırasa, bir küçük kabak eklenir. Bu karışıma özellikle
semizotu çok yakışır.
Çipohorta pişirilirken bütün malzemeler çiğden konur. Tencereye konan
zeytinyağına doğranan soğan ve domatesler üzerine otlar ve en üstede dörde
bölünen patatesler eklenir. Tuz ve zeytinyağı eklenerek pişirilir. Su konulmaz.
Kış aylarında yapılan çipohortaya ise, mevsimi olmadığından domates,kabak,
semizotu ve patates konulmaz. Karışımda genelde ebegümeci,ısırganotu, gelincik,
arapsaçı, yabani pırasa bulunur.
Çipohorta bazen kaliçunya[6] verilen böreklerde iç
olarak da kullanılmaktadır. Girit mutfağında yabani otların diğer bir
kullanım alanı da börek içleridir. Ispanak,pazı, gelincik bazen de ısırgan otu
börek içi olarak en yaygın
kullanılan otlardır.
Girit mutfağının önemli özelliklerinden birisi de yabani otların kuzu
eti ile pişirilmesidir. Kuzu etli arapsaçı ve şevketibostan, en sevilen etli
yemeklerdendir. Bugün Girit’te yapılan kuzu etli radika yemeği,ilginçtir ki
Giritli Türkler arasında bilinmez.
Turpotu, helvacık,hardal gibi otların ise etli ya da etsiz yemeği yapılmaz,
haşlanıp salata olarak tüketilirler.
Anadolu’da Girit mutfağının bu ısrarlı sürdürücülerinin bir özelliklerinin
altını çizerek yazımı bitirmek istiyorum. Aslında esnek ve yeniliklere açık
insanlar olan Giritliler, yemekleri söz konusu olduğunda kurallara son derece
bağlı ve tutucu davranırlar. Onları mevcut bir tarifi değiştirmeye, ufak bir
ekleme ya da çıkarma yapmaya
ikna etmek mümkün değildir.
Geldikleri topraklara ve geride bıraktıkları hayatlarına ait
anılarını adeta yemeklerinde muhafaza eden Giritlilerin yemek adetlerine yer
yer aşırı bulduğum bağlılıkları, zorla koparıldıkları topraklarına duydukları
özlemden ileri gelir sanki.
Ben ailemde de diğer birçok Giritli ailede de gözlediğim yemeğe ve mutfağa
düşkünlüğün, bu konudaki titizliğin ve kuralcılığın kökeninde hep bu
duygunun yattığını düşünürüm.
Çalışmamı son kez gözden geçirirken kendilerine başvurduğum,ikinci kuşak Resmo mübadili annem Birsen
Özkan’a, teyzelerim Şen Orcan ve Birnur Kubilay’a, ikinci kuşak Hanya mübadili
Emine Gencer’e, üçüncü
kuşak Kandiye mübadili Çiğdem Erkal İpek’e, ikinci kuşak Resmo mübadili
Nevin Yemni’ye, yine ikinci kuşak Resmo mübadili Nevin Erken’e teşekkür eder ve
artık aramızda olmayan birinci kuşak Resmo mübadili anneannem
Leman Orcan’ı bir kez daha rahmetle anmak isterim..
*Bu araştırma Çiya Yayınları’na ait, Yemek ve Kültür Dergisi’nin
4. sayısında yer almıştır.
Yazıda adı geçen otların Latince adları;
Turp otu..................................................... Raphanus raphanistrum L.
Radika (Hindiba) .......................................Cichorium türleri
Helvacık (Eşek marulu, Eşek helvası) ......Sonchus oleraceus L.
Hardal .........................................................Sinapsis
arvensis L.
İstifno ( İt üzümü, Bambul ) ....................Solanum nigrum L.
Avronyes (Sarmaşık)................................ Tamus communis L.
Asfaraca (Yabani kuşkonmaz)..................Asparagus acutifolius L.
Arapsaçı .....................................................Foenuculum vulgare L.
Şevketi Bostan..........................................Cnicus benedictus L.
Semiz otu.................................................. Portulaca oleracea L.
Vlita (Tilki kuyruğu)................................. Amaranthus türleri
Isırgan otu............................................... Urtica türleri
Ebegümeci............................................... .Malva sylvestris L.
Gelincik.......................................................Papaver rhoeas L.
Papoules.................................................. .Lathyrus ochrus L.
Muhliye.................................................... .Malva türleri
Labada .....................................................Rumex türleri
Pazı...........................................................Beta vulgaris L.f.cicla
Yabani ıspanak (Sirken).........................Chenopodium türleri
Yabani sarımsak (Körmen).................... Allium subhirsutum L.
Yabani pırasa......................................... Eremus spectabilis Bieb.
Kişkiş (Zühre Tarağı)...............................Scandix pecten-veneris L.
Gıvışgan otu .............................................Silene vulgaris Moench
Yemlik otu................................................Trapogon porrifolius L.
İğnelik...................................................... Erodium cicutarium L.
Hérit
Kazayağı .................................................. Falcaria vulgaris Bernh.
Sütleğen....................................................Euphorbia türleri
[1] Bir gün tarlaya
bir Giritli ve bir inek girerler. Tarla sahibinin oğlu babasına koşup “Baba
tarlaya bir inek ve bir Giritli girdi. Ne yapayım?” diye sorar. Babası da,
“İneğe dokunma Giritliyi çıkar, o hiçbir şey bırakmaz” diye cevap verir.
[2] İlk kuşak mübadiller, ikinci kuşağın biraz da çekinerek ifade ettiği gibi
gizli gizli toplayarak da olsa salyangoz pişirmeye devam etmişlerdir. Bu
alışkanlık bazı evlerde hala devam ettirilse de biz üçüncü kuşaklara kadar
maalesef yaygınlaşamamıştır.
[3] Isırganotu, Giritlilerce yerlilerin otu olarak
kabul edilir. Giritli bir dostumuzun büyük babaannesi ilk geldikleri zaman
pazarda ısırganotu satıldığını görünce çok şaşırarak,“Bunlar bizden de beter,
bunu bile yiyorlar” demiş.
[4] Yemeği pişirilecek otlar önceden haşlanmaz. Soğanı, etli ise eti
kavrulduktan sonra otlar çiğden konur.
[5] Anneannem Leman
Hanım’a bir komşunun getirdiği, yanlış haşlama yüzünden rengi kararmış bir ot
salatasını ya da aşırı derecede kavrulmuş ve kavrulmaktan da rengi koyulaşmış
bir ot yemeğini tattırmak asla mümkün
olamazdı. Böyle bir yemekle karşılaştığında, başını edalı bir şekilde
çevirir ve “pişirirken bozulup, bulamaç haline gelmiş yemek” anlamına
gelen hahlabuçez derdi.
[6] Kaliçunya, un,
tuz, su, zeytinyağı ve karbonat (Girit’te yapılan tarifte karbonat yerine
geleneksel içki çikudya konulmaktadır) ile yapılan bir çeşit börektir.
Peynirli, taze lorlu, otlu ve karışık otlusu yapılan tuzlu ya da tatlı olabilen
kaliçunyalar fırında ya da yağda kızartılarak pişirilir.
Giritliler tarafından sıklıkla tüketilen otlar
Turpotu
Haşlanıp zeytinyağlı ve limonlu salatası yapılır. Limon ve zeytinyağına ek
olarak sirke çırpılarak da salataya sos olarak kullanılır. Mevsimi Ekim ayında
başlar Nisan-Mayıs aylarına kadar devam eder. Yabani turpotu daha
makbuldür. Yabanisinin yaprakları koyu yeşildir ve tadı daha acımsıdır. Turpotu
en kolay bulunan ve sıklıkla tüketilen otlardandır.
Filiz
Haşlanıp zeytinyağlı ve limonlu salatası yapılır. Turpotunun filizidir ve
turpotunun bitmesine yakın çıkar. Demetle satılan filizlere pazarda
ancak 2-3 hafta rastlanabilir.
Radika ( Acı – Talı )
Haşlanıp zeytinyağlı ve limonlu salatası yapılır. Mevsimi Ekim ayında
başlar. Acısının yaprakları ince ve koyu, tatlısınınkiler geniş ve açık renkli
olur. Girit’e ait tarif kitaplarında kuzu eti ile pişirilen bir yemek tarifine
de rastlamak mümkündür. Ancak böyle bir tarif Giritliler arasında
kullanılmamaktadır.
Helvacık
Haşlanıp zeytinyağlı ve limonlu salatası yapılır ve çiportada kullanılır.
Mevsimi Ekim ayında başlar.
Hardal
Haşlanıp zeytinyağlı ve limonlu salatası yapılır. Mevsimi Sonbahar’dır.
İstifno
Girit kabağı ile birlikte haşlanıp zeytinyağlı ve limonlu salatası yapılır.
İlkbaharda sarmaşıktan önce çıkar. Yazın pazarlarda bulunan tek ottur.
Kartlaşmaya başlayınca siyah meyveleri çıkan istifno genelde koyu yeşil renkli
Girit
kabakları ile haşlanır. İstifnonun kabağın yanı sıra domates, patates hatta
yeşil biber katılarak pişirildiği bir başka tarif daha bulunmaktadır.
Avronyes / Sarmaşık
Haşlanıp zeytinyağlı ve limonlu salatası yapılır ya da soğan ile kavrulup
üzerine yumurta kırılır. Mevsimi İlkbahar’dır. Kendine özgü acımsı bir tadı
vardır. Yılda mutlaka 1-2 kez yenilmesi gerektiği söylenen sarmaşık, şifalı
kabul edilir. Özellikle haşlamasının daha faydalı olduğu söylenir. Haşlama suyu
atılmaz ve sabahları aç karnına içilir. Pazarlarda demetler halinde satılır.
Asfaraca / Yabani kuşkonmaz
Sarmaşık ile aynı şekilde tüketilir. Mevsimi İlkbahar’dır. Haşlama
suyu atılmaz ve sabahları aç karnına içilir. Pazarlarda demetler halinde
satılır.
Arapsaçı
Kuzu etli ve zeytinyağlı yemeği yapılır. Etli arapsaçı un ve limonla
terbiye edilerek de pişirilir. Çiportada kullanılır. Kuru fasulyeli ya da
kuru börülceli de pişirilir. Arapsaçının özellikle yabanisi makbuldür. Dibe
doğru olan sap kısımları kesilerek mutlaka önceden, biraz pişirilmelidir.
Aksi takdirde daha çabuk pişen yaprak kısımları saplar pişene kadar erir ve
renkleri koyulaşır. Pek yaygın olmasa da arapsaçı börek içi olarak da
kullanılır. Mevsimi Kasım’da başlar Aralık tam zamanıdır. Mart ayında yılanın
kış uykusundan uyandığında topraktan çıkar çıkmaz gözlerini arapsaçına
sildiğine inanılır ve arapsaçı bu tarihten sonra yenmez. Zira kartlaşmaya
başlar.
Şevketibostan
Kuzu etli ve zeytinyağlı yemeği, haşlanıp limon ve zeytinyağı ile salatası
yapılır.Mevsimi Kasım’da başlar Aralık tam zamanıdır. Şevketi Bostan pazarda
kökleri ayıklanmış halde dikenli yaprakları ile birlikte satılır.
Etli yemeği hem kök hem de yaprak kısımları katılarak yapıldığı gibi bazı
hanımlar köklerinden yemek yapıp, yapraklarını haşlarlar. Salatası yapılırken
elde edilen haşlama suyu asla atılmaz, içilir. Kuzu etli şevketi bostan un ve
limon ile terbiye edilerek de pişirilebilir.
Cibez ;
Haşlanıp zeytinyağlı ve limonlu salatası yapılır. Mevsimi Ekim ayından
başlayarak Mart-Nisanaylarına kadar devam eder. Cibez, lahanalar kesildikten
sonra dibinden kendi kendine çıkan filizleridir.
Semizotu
Zeytinyağlı, pirinçli yemeği, çiğ olarak salatası yapılır. Yabanisi
çiportada kullanılır.
Mevsimi Yaz’dır. Yabanisi makbuldür. Pişirirken domates kullanılan nadir
otlardandır.
Isırganotu
Giritliler arasında çok da fazla kullanılan bir ot olmamakla birlikte yer
yer börek içi ya da karışık ot tariflerinde ve yumurtalı kavurma olarak
karşımıza çıkmaktadır.
Bugün Girit-Hanya’da, Ege’de yapılan dönderme benzeri, ısırgan otlarını, un
ve su ile yapılmış bir karışıma batırıldıktan sonra zeytinyağında kavrularak
yapılan bir yemek tarifi bulunmaktadır.
Girit mübadillerince pek tercih edilmeyen bir otun günümüz Hanya’sında
karşımıza çıkması, tarifin Anadolu’dan Girit’e yerleştirilen Rumlarca
taşınabilmiş olabileceğini düşündürmektedir.
Ebegümeci
Çipohorta içerisinde yer alması dışında, iri yapraklarından sarma yapılır.
Bunlara ek olarak ebegümeci filizlerinden kuzu etli ya da zeytinyağlı ve
terbiyeli ( un ve limon ile ) bir yemek de yapılan tarifler arasındadır.
Bunların dışında, çipohorta tariflerinde adına rastladığımız Vlita (tilki
kuyruğu) çipohortanın en önemli bileşenlerindendir. Yabani
ıspanak, yabani sarımsak, dağ pırasası çipohortada
ve börek içlerinde kullanılır. Gelincik, genelde börek içinde
ve çipohortada kullanılır. Bunun dışında yaygın olarak kullanılan bir ot
değildir.
Pazı ve labada, kıymalı ya da zeytinyağlı sarma yapmakta
kullanılır. Pazı börek içi olarak da kullanılır.
Papules denen, Lathyrus ochrus adlı baklagilin
filizleri çiğ olarak üzerine sadece tuz ve limon ( ya da sirke ) dökülerek
yenir. Bakla filizinin de aynı şekilde salatası
yapılır.
Muhliye / mühliye ise çok sık olmamakla birlikte
Hanyalı Giritliler tarafından etli yemeği yapılan bir ottur.
Ek olarak değişik bölgelerde değişik adlarla anılan ve toplanan
kişkiş, gıvışganotu, iğnelik, kazayağı, yemlikotu, sütleğen gibi yabani otlar
da mevsimine göre pazarlara ayrı ayrı ya da ot karışımları içinde
gelebilmektedir.
Gerek Girit’in gerekse Anadolu’nun yabani ot çeşitleri bu kadarla sınırlı
değildir, burada Giritliler tarafından en sık ve en yaygın olarak tüketilen,
kolaylıkla bulunabilen otlara yer verilmiştir.
Kaynakça
- Adıyeke,
Ayşe Nükhet.Osmanlı İmparatorluğu
ve Girit Bunalımı (1896-1908), Ankara,Türk Tarih Kurumu Yay.,
2000
- Ayanoğlu,
Byron. İstiridye
Üstü Girit, Türkiye İş Bankası Kültür Yay., İstanbul, Mayıs 2005
- Akçiçek,
Eren. “Girit
Türklerinin Mutfağı, Ot ve Zeytinyağı”, Yemek Kitabı, Haz.
Sabri Koz, İstanbul, Kitabevi Yay.,2002
- Ergir,
Ertuğrul Erol. Giritli
Mustafa, Selçuk, Mart 2000
- Kalças,
Evelyn Lyle. Food
From The Fields, Edible Wild Plants of Aegean Turkey, Bornova, 1980
- Psilakis,
Maria & Nikos. Cretan
Cooking, Herakleion, Karmanor, 2000
- Lambraki,
Mirsini.Otlar
Sebzeler ve Meyveler,Akdeniz Mutfağının Temel Taşları,İstanbul,Troya Yay.Eylül 2005
- Halıcı,
Nevin. Ege
Bölgesi Yemekleri, Ankara ,Konya Kültür ve Turizm Vakfı, 1981
- Stavroulakis,
Nicholas. Cuisine
de Crète, Paris, Langue&Mondes-L’Asiathèque, 2001
- Hirschon,
Renée. Ege’yi
Geçerken 1923 Türk-Yunan Zorunlu Nüfus Mübadelesi, İstanbul Bilgi Üniversitesi
Yay., İstanbul, 2005
- İnaltong,
Tijen. Bir
Ot Masalı, İletişim Yay., İstanbul, 2003
- Baytop, Turhan. Türkçe Bitki Adları
Sözlüğü, Türk Dil Kurumu Yay., Ankara, 1997
- Baytop,
Turhan. Türkiye’de
Bitkiler ile Tedavi, Nobel Tıp Kitabevleri, İstanbul, 1999
- Türk
Yemekleri II, Sebzeler , 50 San’at Sever Yayını, İstanbul, 1957
- Cooking
in Hania , Thymeli/Banousis Publications, 2003
AYBALA YENTÜRK
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder